İş yerleri, gündelik yaşamın hem en merkezî hem de en görünmez mekânları arasındadır. Sermaye ile emek arasındaki ilişkinin her gün yeniden üretildiği bu alanlar, çoğu zaman "işi olmayanların giremediği" kapalı mekânlar olarak kamusal bakışın dışında kalır. Bir zamanlar kent merkezlerinde yükselen bacalarıyla sanayi kapitalizminin simgesi olan fabrika, 1980 sonrasında üretimin küresel ölçekteki dönüşümüyle birlikte kentsel görünürlüğünü büyük ölçüde yitirir. İşi Olmayan Giremez, üretimi işçi bedeni, emek-sermaye ilişkisinin kurulduğu "iş yeri", kent mekânı ve küresel dolaşım ağları olmak üzere farklı ölçeklerde okumayı önerir. Merve Bedir, bedenin ve emeğin optimizasyon ve otomasyona tabi tutulması süreçlerini odağına alan çalışmasında insan, makine ve mekân arasındaki ilişkiyi araştırır. İstanbul'daki geri dönüşüm sahalarını küresel atık ekonomisi bağlamında inceleyen Kamil Dalkır ile Sibel Karadağ, Avrupa'dan ithal edilen atıkları işleyen işçilerin maruz kaldığı bedensel tahribatın izini sürer. belit sağ'ın Sümerbank Bakırköy Bez Fabrikası'nın özelleştirme ve tasfiye sürecine odaklanan çalışması ise kamu fabrikalarını devletin sırtındaki "kambur" olarak gören neoliberal söylem ile ağır çalışma koşullarının işçi bedeninde bıraktığı hasar arasında ilişki kurar.